Ana sayfa Deneyimler

Amsterdam

2
PAYLAŞ

 Amsterdam denilince aklıma gelen ilk şey, lale çiçeği ve çocukluk arkadaşım Jessy’ydi tabi. Ta ki Eyobus’la Amsterdam’a  gidene kadar .

Ablam Lale’nin bana anlattığı bir hikâyeyi anımsıyorum.

Osmanlı zamanında Hollanda’dan gelen biri, Osmanlı’yı gezerken, tülbent takan bir kadının kulağında lale çiçeğini görür ve bu durum onun hoşuna gider. Ardından kadının kulağındaki çiçeğin adını sorar fakat kadın onun dilinden anlamamaktadır. Adam, bu sefer de kafasını işaret ederek sorar.  Kadın da dilini anlamadığı adamın, kendi başındaki tülbent örtüsünü sorduğunu sanarak, onu anlatır ve tülbent kelimesi aşınmaya uğrayarak yabancı dilde tulip olarak yerini alır.

Yunanistan’la Türkiye arasındaki Türk kahvesi gibi lale çiçeği de Hollanda ve Türkiye arasında çekişmeye uğrar. Hatta çoğu yazarlara malzeme kaynağı olur bu durum.  Bunları yazarken İskender Pala’nın Katre-i Matem eseri, bana kendini hatırlatıyor.

Ama şimdi Eyobus ve kendi cesaretim sayesinde daha fazla şey biliyor ve anımsıyorum.

Amsterdam’a gittiğimiz zaman konaklayacağımız gündü. Önceki ülkelerin yorgunluğu üzerimizde olduğu için arkadaşımla zamanımızı, ilk gece uyuyup yorgunluk atarak,  sonraki gün de gezerek geçirmeyi planladık. Tabi whatsapp üzerinden, “Şuralara gidip şunları yapalım.” Diye mesaj atan arkadaşları görünce yorgunluk mu yoksa yeni bir ülke ve yeni yerler mi diye içimi bir kurt kemirmeye başladı. Tabi o an hangisini yapacağınız size kalmış  . Ben ne uykuyu ne de dışarıyı yeğledim.  Uyuyamadım ve ben de ülkeyi araştırdım.

*Amsterdam, adı: İlk kurulduğu zamanlarda Amstel ırmağının üzerine kurulan su bendi ( dam ) olan Amstelredamme’ın zamanla Amsterdam olması ile meydana gelmiş.

*Çoğu yapısı 17. yüzyıldan kalma, Avrupa’daki en köklü kent dokularından birine sahipmiş Amsterdam

Ertesi günün sabahında Amstel Irmağının kıyısında olan otelimizin penceresinden suyun yeşillikle buluştuğu noktaya dalıp ‘ Merhaba Şehr-i Amsterdam ‘ dedim.

Arkadaşımla birlikte belirlediğimiz noktalara gitmek üzere dışarı çıktık. Tabi öncesinde ünlü Amsterdam kızartmasını yiyelim dedik.

Bir mekâna oturduk, kızartma ve ayrı yemekler söyledik. Siparişlerimiz geldi bizde hafif bir şaşkınlık: “ Bu ne ya? Türkiye’dekinden bir farkı yok bu kızartmaların.” Dedik. Sonra ikimiz de dile getirmeden edemedik arkadaşımla “Bu muymuş ?” diye. Nerden bilelim yanlış kızartmanın siparişini verdiğimizi. Tabi tok olduğumuz için daha sonra yeriz umuduyla çıktık mekândan ve yemeği yiyemedik. 🙂

Dam Meydan’ında ben.

whatsapp-image-2016-11-07-at-14-59-59

Elimizde ki listedekilere baktık

-Van Gogh Müzesi

-Anne Frank Müzesi

-Rijkmuseum (Devlet Müzesi )

-Rembrandthuis (Rambrandt Evi )

-Jordaan

-Red Light District

-Stedelijk Museum CS

-Madame Tussaunds Müzesi

-Lale Bahçesi

Kafamıza estiği gibi plansız programsız çıktık, geziyoruz. Gezdikçe bisiklet sürenleri görüyoruz, bu ülkede ne çok bisiklet kullanan var diye düşünüyorum. Çok tatlılar bu halleriyle. (Bisikleti kullanan çok olduğu için bisiklet hırsızlığı da bir o kadar çok oluyormuş )

Girdiğimiz bir hediyelik eşya dükkânında her ülkeden almış olduğum ve ülkelerin adının yazılı olduğu bileklik koleksiyonuma Hollanda yazılı bilekliği de eklemenin hoşnutluğu içerisinde dükkândan çıktık.  Lale Bahçesine doğru gittik. Orada Lale soğanları ve Amsterdam’ı simgeleyen şeyler satıyorlardı.

Amsterdam’a yaklaşık olarak 2 saat uzaklıkta olan Zaanse Schans adında bir köye gittik. Burası, tura dâhil olmayan fakat gitmek isteyenlerin ısrarı sonunda gidilen küçük ama gördüğüm en şirin köylerden biriydi.

whatsapp-image-2016-11-07-at-14-58-01

Buranın yel değirmenleri dünyaca ünlüymüş. Sonradan öğrendim. Cahillik başa bela 🙂

Otobüsün kalkış saatinde otobüse binip yeni  yeni dünyalar keşfetmek adına yollara koyulduk.

Fatma ADIYAMAN

 

2 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here