Ana sayfa Avrupa

Gençken Avrupa’da Yapılacak 10 Şey

1
PAYLAŞ

Orta yaşlara gelip de hayallerini bir türlü gerçekleştirememiş, halen Avrupa’da, dünyada görmek istediği yerleri sizinle birlikte sırlayan insanlarla karşılaşmışsınızdır. Dikkat edin, bu insanlar harekete geçememelerine hep bir bahane uydururlar, iş güç, çoluk çocuk gibi. Aslında çok da haksız değiller tabii, paçalarından çeken çocukları ve gömlek yakalarını sıkan patronları yok değil.

Ama işin acı yanı, hasbelkader onlardan biri ile yol arkadaşlığı yaptığınızda, günün en kalabalık saati siz Viyana sokaklarında arkadaşlarınızla kahkahalar atıp halay çekerken, onların bir köşeden manidar bir tebessümle izlediklerine şahit olmaktır. İçlerindeki enerjiyi serbest bırakıp aranıza karışarak halaya ayak uydurmaya çalışsalar bir türlü, kendilerine yakıştıramayıp oldukları yerde kalsalar bir türlü! Siz Amsterdam sokaklarında çılgınca bisiklet sürerken, onlar canhıraş yürürler; siz Roma’da take-away makarnanızı sokağın köşesine çöküp yerken onlar “adam gibi bir yer” arayıp aç kalırlar; siz Budapeşte gecelerinde çılgınca eğlenirken onlar bir kadeh içtikten sonra ayrılırlar, zira müziğin volümünden başları şişmiştir!

Gençken Avrupa’da Yapılacak 10 Şey

Sanmayın ki 30’larınıza 40’larınıza geldiğinizde halen gün içinde Berlin’i baştan sonra turlayacak enerjiniz kalacak veya Belgrad’daki pub’lardan yükselen müzik sesi eskisi kadar keyif verecek. Giriş, gelişme ve sonuçtan ibaret bu yaşam yolculuğunu ortaladığınızda, çoğu şey için vaktiniz, enerjiniz ve isteğiniz olmayacak.

Örneğin, para sıkıntınız olmasa dahi, birkaç günlük veya bir haftalık izninizde en fazla 2 veya 3 şehir ziyaret edebileceksiniz. Türkiye’den otobüse atlayıp “15-20 gün şöyle bir Orta Avrupa’yı dolanayım!” diyemeyeceksiniz. “Bir otobüs dolusu kıpır kıpır, cıvıl cıvıl genç insan ile, 20 gün, Avrupa’da?” Derler adama! Sonra da eklerler, “Yapamazsın, mahvolursun!” Belki gerçekten yapamazsınız, belki de şartlar elverirse bir cesaret yola çıkarsınız ancak hayli zorlanarak bitirirsiniz.

Demem o ki, her şey zamanında gerek. Hele ki Avrupa’nın tadını gençken çıkarmak gerek! Zira Asya’ya, Amerika’ya veya Avustralya’ya her yaşta gidebilir, her yaşta o coğrafyalardan keyif alabilirsiniz. Bırakın 30’lu yaşlarınız için yeni hayallerle dönün Avrupa’dan, nasılsa daha düşünecek çok vakit var!

1. Amsterdam’ı bisikletle dolaşın

Bisikletle-Amsterdam

Amsterdam’da araçtan çok bisiklet var, hatta neredeyse orada yaşayan insan sayısına denk. Hal böyleyken yanınızdan uçarak geçen Amsterdamlılara ayak uydurmadan olmaz, hem de çok daha kısa sürede kenti gezebilir, şirin sokaklarını keşfedebilirsiniz. Üstelik on numara bisiklet yollarının keyfini sürmek ve Avrupa medeniyetini düzenli trafiğini hissetmek için de birebir. Dört bir yanda bisiklet kiralayabileceğiniz mekanlar ve bırakabileceğiniz bisiklet parkları var, bahaneniz yok yani!

2. Tiergarten’da piknik yapın

Tiergarten-Piknik

Avrupa’nın en sevdiğim özelliklerinden biri, şehir merkezlerindeki devasa büyük şehir parkları. Özellikle de Berlin’deki Tiergarten kentin en büyük yeşil alanı olarak Berlinlilerin dinlence yeri. Burada bisiklet kiralayabilir, yürüyebilir hatta sırf Berlin’de olmanın keyfine varmak için aylak aylak dolaşabilirsiniz fakat en güzeli, bir süpermarkete uğrayıp öyle gelmek. Ünlü Alman ve Berlin biralarından dilediğinizi seçip bir sandviç alıp Tiergarten’da çimlere yayılabilirsiniz. Tüm Avrupalılar gibi kendinizi özgürce doğaya bırakın.

3. Budapeşte’de gecelere akın

Budapeste-Gece-Hayati

Güzeller güzeli Budapeşte’de ne yapacağınızı, nereyi gezeceğinizi şaşırıp çılgınca hayran olduktan sonra bir de gece hayatını deneyimleyin. Özellikle ortası avlu olan, etrafı yenilenmemiş binalarla çevrili “ruin” (yıkıntı) barlar Budapeşte’nin gözdesi. Ruin pub’lar içinde en popüler olanı ise Szimpla Kert. Ruin Pub olsun, parti olsun, dans olsun derseniz de haftanın her günü tıklım tıklım olan Instant, hayvan figürleri ağırlıklı muhteşem dekorasyonu ile Budapeşte’nin en görülesi barlarından.

4. Disneyland Paris’te eğlenin

Disneyland-Eglence

Disneyland Paris dünyanın en büyük tematik eğlence parklarından. Adı Paris’le özdeşleşen Disneyland’de oteller, restoranlar, mağazalar, yüzme havuzları, golf sahaları, Disney stüdyoları ve oyuncaklar bulunuyor. Özellikle çocukların rağbet gösterdiği parkta yetişkinler için de yok yok! Çocukluğunuza dönüp adrenaline doymak için neyi bekliyorsunuz? Yalnız buraya tam gününüzü ayırmanız lazım zira hem iki ayrı bölümden oluştuğu için çok büyük hem de merkezden 32 km uzaklıkta. Trenle ulaşımın çok kolay olduğu Disneyland’e, Nation Tren İstasyonu’ndan 5-10 dakikada bir hareket eden RER A hattını kullanarak rahatlıkla ulaşım mümkün.

5. Venedik’te kanal turu yapın

Venedik-Gondol-Turu

Sanırım dünya üzerindeki pek az şehir Venedik kadar ilginçtir! Bu ilginç kenti keşfetmenin en iyi yolu ise elbette kanal turu yapmak. Venedik’in ana kanal hattı olan Büyük Kanal, sahip olduğu olağanüstü atmosfer ile şehrin en güzel ve en önemli noktası. Büyük Kanal üzerinde 13. ve 18. yüzyıl tarihli 200’e yakın mimari yapının görülebildiği gondol turuna çıkabilir veya vaporetto adı verilen deniz otobüsleriyle kanal gezintisi yapabilirsiniz. Bol bol fotoğraf çekin.

6. Roma’da gelato yiyin

Roma-Gelato

Elbette pizza ve makarna da yiyeceksiniz! Ancak nedense Roma’da gelato (dondurma) yemenin keyfi başka, çünkü hem çok bizden, sımsıcak Akdeniz, hem şirin sokaklarını keşfederken bir yandan da serinleme düşüncesi çok cazip. Bir de tabii dondurması da dondurma Roma’nın, enfes. Kereviz-nane veya narenciye-pul biber (peperoncino), safran-lor (ricotta), ceviz-fıstık, mango ve Armagnac-krema deneyebileceğiniz ilginç seçeneklerden olabilir. Şaşırtıcı derecede yaratıcı ama bir o kadar da lezzetli geolatolardan mutlaka deneyin.

7. Prag’da John Lennon Wall’u görün

Prag-John-Lennon-Wall

Prag başlı başına bir masal kenti. Bu eşsiz kentin atmosferine karışmak isteyebilir, muazzam dokusuna hayran hayran bakabilirsiniz. Ancak The Beatles grubunun efsanevi üyesi John Lennon’ın 1980’de vurulmasının ve hayatını kaybetmesinin ardından, o günden beri Lennon’ın anısına graffiti ve şiirlerle süslü John Lennon Duvarı, barış ve sevgiyi temsil eden bir anıt konumunda. Prag’a gelip burayı görmeden, bir fotoğrafını almadan olmaz. Karl Köprüsü’nün (Charles Köprüsü) arka tarafındaki duvar Atatürk de dahil yüzlerce grafiti barındırıyor.

8. Cannes’da ve Nice’te denize girin

Cannes-Plajlari

Cannes ve Nice’te yabancılık hissetmeyeceğinize eminim, öyle ki sevimli birer Akdeniz beldesi gibiler. Belki biraz daha aristokrat havaya sahip oldukları gerçek, fakat denizinin tertemiz olduğu ve özellikle Cannes plajlarının pırıl pırıl altın kumlu olduğu da bir gerçek. Avrupa’da denize girmedim demeyin.

9. Barselona’da flamenko şov izleyin

Barselona-Flamenko

Barselona’daki gezilecek onlarca yeri bitirdikten, muazzam güzellikteki Gaudi eserlerine doyduktan ve Picasso Müzesi’ndeki çalışmalara hayran olduktan sonra, sıra eğlenmeye geldi. Merak etmeyin Avrupa’nın hemen her yerinde sabahlara dek süren gece hayatından burada da var, ancak benim size başka bir teklifim var. Barselona’nın en şirin caddesi Las Ramblas üzerinde Flamenco showları düzenleyen mekanlar bulunuyor. Genellikle 20.00-20.30 gibi başlayan gösteri yaklaşık 50-60 dakika sürüyor. Hayatınızda izleyebileceğiniz en etkileyici gösteriye hazır olun, kesinlikle etkisinden kurtulamayacaksınız. Ancak içeride fotoğraf çekmeye ve video kaydı almaya izin verilmiyor. Yine de instagram için gizli gizli birkaç kare alabileceğinize şüphem yok!

10. Brüksel’de bira deneyin

Bruksel-Bira-Tadimi

Brüksel demek, onlarca çeşit bira demek, ayrı ayrı rengarenk biraları bir çırpıda denemek demek! Öyle ki, şirin kafelerde 10’lu ve 20’li kadehler şeklinde sunulan biraların, meyvelisinden dark’ına, şampanya kadar köpüklüsünden ev yapımı sert maltına dek bir dolu çeşidini deneme şansınız var. Üstelik sunumları da ayrı güzel. Yalnız çok hızlı içmeyin zira alkol oranı 0.5’ten hayli fazla. Dilerseniz bonus olarak Old Town’daki Bira Müzesi’ni de gezip bira ile ilgili genel kültürünüzü taçlandırabilirsiniz.

Avrupa’yı uygun fiyata gezmenin en güzel yolu otobüsle Avrupa turu yapmak. Böylece uçak biletine vereceğiniz para hem cebinizde kalıyor hem de keyifli bir kara yolculuğu ile Avrupa şehirlerini karış karış gezebiliyorsunuz. Gençken keşfedin!

1 YORUM

  1. Burda yazılanlara bakınca ilgimi çok çekiyor, ancak hiç bir zaman otobüsle yaptığım yolculuk bir seferde 24 saati geçmedi, bu arada yaşım 29 ve bekarım onun için uyduracak bir bahanem sadece para ve arkadaş, maddi olarak gezinin parasını bulurum, ama şöyle bir şey nasıl bir duygudur aklımı çeliyor, hiç tanımadığım bir insan grubuyla geziye gidince çok tuhafıma gidiyor, belki de aynı ülkede yaşanamanın verdiği bir duygusal bağ olabilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here