Ana sayfa Deneyimler

Tarih Kokulu Şehir Roma

1
PAYLAŞ

EYOBUS ’ın geçtiği her şehir bir başka, her ülke bir farklı macera; ama şuna kimsenin karşı çıkacağını sanmıyorum ki Roma tam olarak bir rüya! Hakkında bir gezi yazısı yazılması en zor şehirlerden biri olsa gerek Roma. Çünkü ne kadar anlatsak, her sokağından bahsetsek yine eksik kalır bu muhteşem şehir. Yüzyıllar boyu tarihe yön verenlere ev sahipliği yapmış, nice uygarlıkların doğuşunu, yıkılışını görmüş olan bu şehrin içine adımınızı attığınız anda kaçıncı yüzyılda yaşadığınızı şaşırmamak elde değil. Her köşe başında farklı bir tarihi yapıtla karşılaşmanızın son derece doğal olduğu bu şehirde metro ağı da oldukça iyi yerleşmiş durumda. Şehrin hemen her yerine metro kullanarak ulaşmanız mümkün, ancak Roma’yı tabana kuvvet gezmenin tadını başka hiçbir şeyden alamayacağınızı belirtmek isterim.

Günümüz gezginlerinden Burak Akkul’un da söylediği gibi “Turistin Roma’sı Termini’de başlıyor.” Termini tren istasyonu şehrin birçok noktasına gerek yürüyerek gerekse metroyla ulaşımı kolaylaştıran nokta denebilir. Termini durağına en yakın nokta olarak Santa Maria Maggiore bazilikasını bulabilirsiniz. Zaten Roma öyle bir şehir ki herhangi bir sokağın bir bazilikaya çıkmadığına çok az rastlarsınız. Romalıların iç yapıdaki büyüleyici ustalıklarına şahit olacağınız Santa Maria Maggiore bazilikasının atmosferini solumak gerek. Termini’ye yakın lokasyonlardan bir diğeri de Piazza Repubblica, yani Cumhuriyet Meydanı. Bu meydanın ortasında yer alan Su Perileri Çeşmesi yarım ay şeklindeki meydanı adeta bütünlüyor. Meydanın hemen yanında bulunan Santa Maria degli Angeli kilisesi ise mutlaka içini görmek için vakit ayırılması gereken yerlerden biri. Astronomi ile ilgili birçok gelişmenin doğduğu yer olan bu kilisenin içinde kilise tepesindeki delikten gelen güneş ışıklarının yansıdığı güneş saati skalası bulunmakta.

 Cumhuriyet Meydanı’ndan sonra rotanızı Tiber (Tevere) Nehri’ne doğru çevirirseniz romanın taşlı güzel sokakları sizi Fontana di Trevi’ye, evet, Aşk Çeşmesi’ne çıkartacak.
Aşk Çeşmesi tabi ki dileklerin şelale olduğu ve sırtınızı dönüp İtalyanlara para kazandıracağınız nokta ancak merak etmeyin para birimi önemli değil, Trevi’de her para birimi geçiyor.

fontane-di-trevi

Ayrıca belirtmekte fayda var, çeşmeye atılan paralar belirli aralıklarla toplanıp Roma’daki çeşitli hayır kuruluşlarına bağışlanıyor. Çorbada tuzunun olmasını isteyenler Euro atarak destek olabilirler. Trevi çeşmesinin yakınlarında açlığınızı bastırmak için sayılamayacak kadar çok alternatif var. Pizza severler için uygun fiyatlara küçük boy pizza ve içecek menüleri güzel bir aperatif olabilir.

Trevi ritüeli tamamlandıktan sonra bir başka ritüele doğru yola çıkabilirsiniz, İspanyol Merdivenleri’nde oturmaktan bahsediyorum tabiki. Şehrin tarihi yapısına hayran kalacağınız yollardan yürüyerek Piazza Navona’ya ulaşabilirsiniz. Eskiden kutlamalar ve cirit oyunları gibi amaçlarla kullanılan alanda üç çeşme bulunmakta, bunların en ünlüsü ise “Dört Nehir Çeşmesi”. Dört kıtadaki dört büyük nehri (Nil, Ganj, Tuna ve Plata) ve bu nehirlerin tanrılarını simgeleyen çeşmeye hayran kalmamak elde değil. Navona meydanı gece gündüz hareketli ve kalabalığın eksik olmadığı bir meydan, dolayısıyla çok çeşitli yeme içme alternatiflerini bulabilirsiniz. Benim tavsiyem ise meydanın yakınlarındaki ara sokaklardan birinde yer alan ve alanında uzmanlaşmış bir tiramisu dükkanı olacak, Pompi. Çok çeşitli tiramisularından yemeden meydandan ayrılmayın derim, zira başka yerde o kadar lezzetli tiramisu yemeniz mümkün olmayabilir. Tatlı keyfini bir kahveyle taçlandırmak isteyenler için de bir önerimiz var tabii ki! Yine Navona meydanından Via dei Condotti’ye girdiğiniz zaman hemen sağınızda karşılaşacağınız, girişi çok da belli olmayan, ancak girdikten sonra çıkışını bulmak istemeyeceğiniz kadar sizi atmosferine çeken bir kahve dünyası: Antico Caffe Greco. 1760 yılından beri hizmet veren bu kahvecide ayaküstü bi’ kahve içmenizi tavsiye ederim. Ayaküstü diyorum, çünkü oturduğunuz zaman içtiğiniz kahvenin fiyatı 2-3 katına çıkabiliyor. Roma’nın genelinde durum bu şekilde ancak son derece antik bir mekan olan Cafe Greco’da oturarak kahve içmek biraz pahalıya mal olabilir.

vittorio-emanuele-ii-abidesi

Navona meydanından ayrılıp yine çok yakında yer alan bir başka tarihi yapıta ulaşabilir ve “Adamlar yapmış be abi!”diyebilirsiniz. Tüm tanrıların tapınağı anlamına gelen Pantheon, dünya çapında bugüne kadar en iyi korunmuş eserler arasında yer almaktadır. Tarih boyunca kullanılmış olan bu yapıtın dışı ayrı, içi ayrı, Roma çok ayrı… Bu kadar gezip saatin kaç olduğunun farkına vardıktan sonra daha görülecek çok yerin olduğunu hatırlayarak Piazza Venezia’ya doğru hareketlenmek iyi bir tercih olacaktır. Vittorio Emanuele II Anıtı, birinci dünya savaşından sonra yapılmasına ve Roma’nın tarihi dokusuna çok yakışmasa da diğer yapıtlardan geri kalmayacak kadar ihtişamlı. Beyaz saf mermerden yapılan anıtta akşam güneşi ile beraber güzel kareler yakalayabilir, anıtın içinde küçük bir tura vakit ayırabilirsiniz.

2. Emanuele Anıtı’ndan Colosseo’ya doğru giderken yolun karşı tarafında Nerva, Augustus ve Trajan forumları yer almakta. M.S. 100’lü yılların başlarında tamamlandığı düşünülen forumlar askeri başarıların kutlandığı, oyunların oynandığı bir alanlar bütünü olarak inşa edilmiş. Akşam saatlerinde bu forumların duvarlarına yansıtılan projeksiyon gösterilerine denk gelmenizi şiddetle tavsiye ederim.

baris4

Forumların önünden biraz daha yürüdükten sonra karşınıza o fotoğraflarda görmeye alışık olduğumuz ihtişamıyla Colosseo çıkıyor. Girişi ücretli olan Kolezyum, asıl amaç olarak imparatoru ve halkını eğlendirmek için düzenlenen gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapması amacıyla inşa edilse de zamanla birçok infazın gerçekleştirildiği bir yer halini almıştır. İçini gezmek tabii ki tercih meselesi, ancak içine girmeseniz bile etrafını dolaşarak kendinizi M.S. 80’ li yılları hayal ederken bulacağınızdan emin olabilirsiniz.Kolezyum’ un yanından çok da kısa sürmeyen bir yürüyüşle Palatino Tepesi’ne ve Circo Massimo’ ya ulaşabilirsiniz. Palatino Tepesi M.Ö. 1000’li yıllarda Roma’nın temellerinin atıldığı yerdir bu dönemlere ait saraylardan birçok kalıntı barındırmaktadır. Palatino Tepesi’nin gördüğü düzlüğe kurulu olan Circo Massimo ise zamanının hipodromu ve halkın eğlence merkezi. Yalnız belirtmekte fayda var, sadece Roma temellerini oluşturan bu bölgeyi gezmek yarım günü bulabilir.

Kolezyum bölgesi gezildikten sonra hala enerjiniz kaldıysa sizi şehrin güneyinden kuzeyine yapılacak bir metro yolculuğu sonrasında Popolo meydanına bekleriz! Roma’nın büyük meydanlarından birisi olan bu meydanın ortasında Flaminio Obelisk yer alıyor, yani Roma’nın en büyük dikilitaşı. baris5

Meydana ismini veren Santa Maria del Popolo Bazilikası da bu meydanda yer alıyor, doğal olarak. Halk Meydanı anlamına gelen Piazza del Popolo gerçekten de tam bir halk meydanı. Gece gündüz insanların günlük hayatlarının bir durak noktası olan Popolo meydanı, Roma’nın en ünlü meydanlarından biri olsa da diğerleri kadar kalabalık olmuyor; Avrupa’nın en güzel meydanları arasında gösterilmesinin sebeplerinden birisi bu olsa gerek (!) Tam bir dinlence meydanı olan Popolo meydanının karşısında yer alan Pincio tepesine çıkmadan buradan ayrılmamak gerek.

Pincio tepesine giden yolda Leonardo da Vinci’nin çizimlerinin tahta modellerle sergilendiği müzeyi gezmek de bir seçenek. Bu seçeneği değerlendirmek istemeyenler için diğer güzel seçenek ise Pincio tepesinden muhteşem bir Roma manzarası izlemek olacaktır. Vatikan’dan Kolezyum’a, Roma’yı önünüze seren bu tepede gün batımı izlemek ya da Roma’nın ışıltılı gecesinin güzelliğine kendinizi bırakmak hayat boyu unutulmayacak anlar olarak hafızanıza kazınacaktır.

Roma’nın en turistik bölgeleri Tiber nehrinin doğusunda kaldığı için batı kesimi turistlerden çok yerel halkın yoğunlukta olduğu bölgeler. Tiber nehrinin batısına doğru uzanan yaklaşık 4-5 km’lik alan Trastevere olarak adlandırılıyor. Roma’nın daha çok yerel insanlarının yiyip içtiği, alışveriş ve gezmek için kullandığı Trastevere İtalyan havasını daha sakin şekilde solumak isteyenler için güzel bir alternatif olacaktır. Ayrıca Tiber nehrinin kenarı boyunca birçok kafe bulunuyor, nehrin biraz daha güneyinde kalan ufak şelalesine yakın kafelerin birinde oturarak Roma’nın tam anlamıyla “tadını çıkartabilirsiniz”.

Roma’nın 4 bölgeden oluştuğunu yazının başında belirtmiştik, Roma bu dört bölgeye ek olarak bir de ülkeden oluşuyor. “-Hı, nasıl yani?” değil mi. Roma sınırları içinde yer alan ve Katolik Hristiyanlığın merkezi olan Vatikan dünyanın en küçük yüzölçümüne sahip ülkesi. Bu ülkeye gitmek ise metroya binmek kadar kolay. Metronun Ottaviani durağında inip biraz yürüyerek Vatikan bölgesine ulaşmanız mümkün. EYOBUS boyunca gezmek isteyeceğiniz bazı kilise ve bazilikalarda kıyafet sorunu yaşanabiliyor. Dini merkezler olduğu için bacaklarda dizleri ve üstünüzde ise omuzları kapatan kıyafetler, veyahut en kötü ihtimalle orada üstünüze alacağınız bir şal bulundurmalısınız, bu durum Vatikan için de geçerli haliyle. Vatikan yolculuğu kimisi için çok tenha geçerken, kimileri papanın San Pietro’da olduğu zamana denk gelerek izdihamı yaşayabilir. Ancak her halükarda San Pietro Bazilikası ve meydanı görülmeye değer bir şaheser. Çeşitli yıkımlar görüp yeniden yapılarak bugünlere gelmiş olan Bazilika’ya girdiğiniz anda çok büyük ihtimalle ya dilinizi yutacaksınız, ya da nefesiniz kesilecek.

baris7San Pietro Bazilikası içindeki sessiz dua odalarıyla,her bir köşesindeki muazzam detayları ve çok özel heykelleriyle Roma’nın vazgeçilmezleri arasında.
San Pietro’yu gezdikten sonra isterseniz meydanda bulunan hediyelik eşya dükkanlarından Türkiye’ye sevdiklerinize posta kartı yollayabilirsiniz, tabii evinize dönüp ailenize “Kartpostalımı aldınız mı?” diye sorduğunuzda “Ne kartpostalı?” cevabını almanız muhtemel, kartpostallar biraz rötarlı geliyor. San Pietro’dan ayrıldıktan sonra Vatikan Müzesi hemen bazilikanın arka tarafında kalıyor. Müzeye giriş ücretli olduğu için müzeye girmek göreceli bir istek tabii ki, ancak ayıracağınız zamanın karşılığını size misliyle verebilecek bir müze olduğunu söyleyebilirim.

Roma’da ne yenir konusu çoğu zaman aslında daha açılmadan kapanan bir konudur. Buraya gelip pizzanın bin bir türlüsünden tatmadan ayrılmak Roma’dan önce EYOBUS ruhuna uymaz, çünkü Roma’da bulabileceğiniz en ucuz yemek pizza. Gezerken sürekli pizza yemekten bayılanlar içinse en lezzetli alternatif, sıkı durun bunu hiç tahmin edemezsiniz, MAKARNA! Tur boyunca AB ülkelerinden başka birinde damak tatlarımızın bu kadar uyuştuğu başka bir şehir bulamayacağınız konusunda sizi temin ederim. Makarna dediğime aldanmayın, Roma’da yiyeceğiniz makarnadan sonra o lezzeti unutmamak için bir daha evinizde makarna pişirmeyebilirsiniz. Ancak Cafe Greco’da yaşanan durumu burada da hatırlatmakta fayda var, bir mekana oturarak yemek yemek fiyatlarda ufak oynamalara neden olabilir. Bu yüzden yer seçmeden önce kapıda menü istemenizi tavsiye ederim, zaten birçok yerde siz daha istemeden menüyü girişte açık olarak görebilirsiniz. Yemek konusunda Navona meydanı civarlarında güzel seçenekler bulunabilir. Ve tabii ki, midenizde yer varsa canınız her çektiğinde Roma dondurması yemeyi ihmal etmeyin. Roma dondurmacısı nerede diye aramanıza gerek yok, onlar sizi bulacaktır.

baris8Bu kadar çok şey iki güne nasıl sığıyor diye sormayın, nasıl sığdırdığımızı hala hatırlamıyorum. Gezip gördüğünüz yerler o kadar güzel ki şehir siz gezdikçe yorgunluğunuzu alıyor sanki. Ancak bu kadar çok şeyi görmek için bazı yerlerden ( örneğin Da Vinci müzesi) feragat etmek gerebiliyor. Her şeye rağmen kendinizi sokaklarında tekrar tekrar kaybedip bulmak isteyeceğiniz, her sokağında bir şehir nasıl bu kadar güzel korunmuş olabilir diye sorgulamaktan kendinizi alamayacağınız, eviniz olan otobüsün kalkış saatinin gelmesini hiç istemeyeceğiniz bir rüya , Roma 🙂

Barış SOKOLLU

Eyobus 2017 Turu

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here